mavibirbulutolsam

22 Mart 2011

Hello world!

Filed under: Uncategorized — by mavibirbulutolsam @ 18:05

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

18 Şubat 2011

AŞK TESADÜFLERİ SEVER

Filed under: herşeyden — by mavibirbulutolsam @ 08:01
BAZEN İLK GÖRÜŞTE BİLİRSİN ,O İNSAN SENİN KADERİNDİR. BAZEN BİR ÖMÜR ARARSIN, BULUNMAZ…

Şimdiye kadar izlediğim en güzel ve etkileyici aşk filmi .Herşey su gibiydi .Olayların anlatımı , oyunculuklar, filmin müzikleri ,görüntüler herşey bu kadar uyumlu ve etkileyici olabilirdi.Fazlasıyla yüreğime dokundu.Film doğal ,sade ve çok samimiydi.Mutlaka izlenmeli .

VAR OLMAK TESADÜF DEĞİLSE , AŞK TESADÜF OLABİLİR Mİ ?

KAR

Filed under: DEFNE — by mavibirbulutolsam @ 07:54

Bu kar da pek tatmin edici olmadı.Allah ‘a şükürler olsun çocuklar heveslerini aldılar biraz ve tabi o karın lapa lapa yağışını görmekte çok güzeldi.Şöyle karın üstüne yatmak istiyorum.Yağmıyorya daha bir hevesleniyorum : )

Bu kızlar çok havalı.

En Sonunda

Filed under: DEFNE — by mavibirbulutolsam @ 07:43
Bu sene gözlerimiz yollarda kaldı diyebiliriz.Bazen yataktan kalkar kalkmaz pencereye koşuyorum belki kar yağmıştır diye ama yok .Aralık geçti ,ocak geçti ve en sonunda 1 Şubatta k ar yağdı .Neyseki kızımız sabah 10 ‘da dışarı çıkıp oynadı çünkü öğleden sonra oynayacak kar kalmamıştı.

Defne şemsiyenin bu halini çok sevdi. Saat 12:15 öğlen yemeği için evdeyiz ve Defne pijamalarıyla. Son bir haftadır Defne pijamalarıyla bütünleşti, üstünden çıkarmak istemiyor : )

16 Şubat 2011

İLK TİYATRO

Filed under: DEFNE — by mavibirbulutolsam @ 12:15
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğine çok teşekkürler ve tabi BKM oyuncularına.İl il gezmeleri ve çocukları tiyatro ile tanıştırmaları çok güzel.Defne ‘yi tiyatroya götürmeyi uzun zamandır istiyordum ancak küçük bir şehirde yaşadığımız için ne yazıkki biraz ümitsizdim.İnternette bize uygun olabilecek Trabzon ve Samsun ile ilgili etkinlikleri araştırırken Giresun ‘da da oynayacak olan bu oyunu gördüm ve tabi çok sevindim.Bu arada oyun çok çok güzeldi.

Tiyatronun başlamasına 35-40 dakika kala oyunun sergileneceği Sami Oytun Kültür Sitesinin önündeydik.Kapıdaki afişleri gören kızımız afişteki polisten korktu ( aslında sitenin bekçisi )ve içeri girmek istemedi.Tabi bu arada tiyatroya gelenlerin kalabalığı ve bizimkini sevmeye çalışanlarda biraz huysuzluğunun artmasına sebep oldu.Gösteri başlayana kadar Defne ‘yi içeri sokmak için bir hayli dil döktüm.Bazen sabrıma kendim bile şaşırıyorum : )En sonunda gösterinin başlamasıyla ikna edebildiğim kızımız içeri girdi ,ancak oturmadı ve giriş kapının önünde her an çıkmaya hazır bir şekilde öylece ortama alışmaya ve anlamaya çalıştı.Daha önce gittiğimiz kukla gösterisinde de korkmuştu , yükses ses kızımızı korkutuyor.Durduğu yerde pek fazla sahneyi göremeyen kızımızı daha rahat görebileceği bir yere alamayınca üst kata balkona çıkmak için ikna ettim ve oradan daha rahat bir şekilde oyunu izledik. Özellikle son 5-10 dakikada Bay Hoopla birlikte söylenen şarkı Defne ‘nin çok hoşuna gitti.( Bu arada o sahneleri kameraya almıştım eve gelince de bol bol izledik.) Oyun bitiminde keyfi yerindeydi.Sık sık tekrar gitmek istediğinin belirtti.Çıkışta Bay Hoop’un da resminin bulunduğu bir çanta hediye ettiler.Bir de afiş alıp Defne ‘nin odasının kapısına astık.Eve gelen arkadaşlarına oyunu anlatıp kamera görüntülerini seyrettirdi.Şarkıyı sık sık söyledi. Tiyatro maceramızın kötü başlayıp bu kadar güzel bitmesi beni çok mutlu etti.
Defne daha sonra ( 12.02.2011 ) Giresun ‘a gittiğimiz bir haftasonunda yetişkinler için olan bir tiyatronun afişini gördü ve ben tiyatroya gitmek istiyorum dedi.İnşallah en kısa zamanda tekrar bir çocuk tiyatrosuna gidebiliriz.

Defne

Filed under: DEFNE — by mavibirbulutolsam @ 11:37
Defne ‘ nin oje sürmesi taraftarı olmasamda hevesini alsın değil mi : ) Hem oje sürmekte el becerisini ve dikkatini arttırır : )) Evde aseton olmadığını söylüyorum yoksa sürekli çıkarıp yeniden sürecek.O işlemi anneannesinde teyzesiyle beraber yapıyor.
Bu aralar gözde oyuncaklarımız tahta kule ve patates kafa.Oldukça güzel vakit geçiriyorlar.

Yakın zamanda Defne ile olan bir diyaloğumuz.
Öğlen işe gitmek için Defne ile evden çıkmadan önce göz kalemi sürmek istedim.Banyoda kalemi sürerken:

– Anne bende kalem sürebilir miyim ?

-Kızım şimdi dışarı çıkacağız anneler sürerler çocuklar sürmezler olur mu ?

– Ama ben kadınım.Kadınlar sürerler.

– Sen daha çocuksun.Kadınlar yemek yaparlar , bulaşık yıkarlar,ev temizlerler.Sen bunları yapıyor musun ?

– Kadınlar zahmet ederler.Ben sana yardım ediyorum.

Kalemi Defne ‘ye verdim gözlerine değil ama kaşlarına sürdü ve birlikte işe gittik🙂
Benim bir tanecik zahmet eden kızım.Seni seviyorum.

31 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 12:02
Bu aralar üst üste alıntı yapıyorum : )
Mail grubumuzdan bu yazıyı paylaşan Şule ŞENOL ‘ a teşekkürler.

Çocuklar sandığımızdan zeki
‘The Philosophical Baby’ (Filozof Bebek) adlı kitabın yazarı Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik’e göre çocuklar yetişkinlerin sandığından kat kat zeki. Yani anne babalar puzzle’lar, eğitim setleri, pahalı okullar, özel derslerle çocuğun zekâsını artırayım derken sadece kendini rahatlatıyor, aslında çocuğun canına okuyor .Tüm anne-babalar çocuklarını ‘daha zeki’, ‘daha bilgili’, ‘daha yetenekli’ yapmaya çalışır. En pahalı özel hocalar onların çocuklarına ders versin, en iyi okullara onların çocukları gitsin, en iyisi hep onların çocuklarının olsun isterler. En mantıklı ve serinkanlı olanlarının bile, mesele çocuk yetiştirmek olunca gözü döner. Onlar ‘Aman oğlanı şu çok ünlü ve çok pahalı okula sokalım’, ‘Kızı baleye yazdıralım’, ‘Zekâ geliştirici oyuncak, kitap, hatta mümkünse hap falan alalım’ dedikçe, insan da ‘Bir bildikleri var demek ki’ diye düşünür.
Neyse ki Amerika, Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik bir kitap yazdı da bütün bu yöntemlerin boş olduğunu, çocuğu zeki yapacak şeyin bu beyhude çabalar olmadığını, bir çocuğun en iyi okullara gitmeden, zekâ geliştirici oyuncaklarla hemhal olmadan da pekâla zeki, huzurlu, mutlu, iyi bir insan olabileceğini anlattı, içimiz rahatladı. Gopnik kısaca çocuğu ‘daha fazla’ yapacağım diye uğraşmayın, o zaten ‘fazla’ diyor. İşte Gopnik’in kitabıyla ilgili olarak, The New York Times için kaleme aldığı makale…

Nesillerdir psikologlar ve filozoflar, bebek ve çocukların rasyonel düşünceden nasiplenmemiş, mantıklı düşünme yollarından geçmemiş, egosantrik ve ‘tamamlanmamış yetişkinler’ olduklarına inandırdı bizi. John Locke, çocuk zihnini ‘boş bir yazı tahtasına’ benzetti, psikolog (Titri ‘terbiyeci’ diye geçiyor aynı zamanda) William James, çocukların dünyasını ‘Uğultulu bir keşmekeş’ diye tanımladı. Bugün gelinen noktadaysa araştırmacılar, çocukların hiç de ‘edilgen’ varlıklar olmadığını, aksine sandığımızdan daha zeki olduklarını söylüyor.
Yapılan son araştırmalar, çocukların sofistike bir düşünme ve güçlü bir öğrenme yeteneğine sahip olduklarını gösterdi. Geçen sene British Columbia Üniversitesi’nden Fei Xu ve Vashti Garcia’nın yaptığı bir araştırmada çocuklar ‘olasılık’ fikrini gayet güzel anladıklarını ispatladı. Sekiz aylık bebeklerle yapılan araştırmada, bebeklere içinde birkaç tanesi kırmızı olan beyaz pinpon topuyla dolu bir kutu gösterildi. Bir süre sonra kutunun içindeki kırmızılardan dört tanesi çıkarıldı, bebekler pinpon topu dolu kutuya daha bir dikkatli bakmaya başladı, farkı algıladı.
2007 yılında M.I.T’den Laura Schulz ve Elizabeth Baraff Bonawitz’in yaptığı araştırma da, çocukların neden-sonuç ilişkilerini anlama konusunda iyi olduklarını ortaya çıkarmıştı. Aynı yıl ben ve Tamar Kushnir, Berkeley’de bir araştırma yaptık. Bu araştırmada çocuklara ellerindeki cihazı çalıştıran sarı ve mavi butonlar verdik. Sarı olan üç defa basışta iki kez, mavi olan altı basışta iki kez çalıştırıyordu makineyi. Çocuklar bir seferde bu deneyin mantığını çözdü ve sarı butonu kullanmanın daha akıllıca olduğunu anladı.
Bu araştırmaların sonucunda üzücü olan nokta şu ki, bunları anlattığımız ebeveynler, çocuklarının kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu görüp seviniyor ama yine de onlara eskisi gibi davranıp yeteneklerini aşağı çekiyor. Sürekli bebeklerini daha zeki yapacağına inandıkları oyuncaklara, oyunlara, para tuzağı eğitim programlarına başvuruyor, bildikleri yöntemlerden şaşmayıp çocuğun ‘boş’ sandıkları zihnini tıka basa doldurmaya çalışıyorlar.

Odaklanmaları gerektiğini kim söyledi?
Anne-babalar çocuklarının öğrenme güçlüğü çekmesinin nedeni olarak, odaklanma sorununu ortaya koyar. Uzmanlarsa şimdi tek kaşlarını havaya kaldırıp şu soruyu soruyor bu çokbilmiş anne-babalara: Kim demiş çocukların odaklanması gerekiyor diye? Bu, yetişkinlerin derdi. Çocuklar odaklanmadan da öğrenebilir, anlayabilir, alacağını alır, posa bilgiyi de reddeder. Bu şahane değil mi?
Ayrıca yapılan son araştırmalar gösteriyor ki, çocuklara öğrenme yöntemi öğreteceğim derken aslında onların gözünde komik duruma düşüyoruz. Bir kere çocuklar öğrendikleri bir şeyi tekrar öğrenmek gibi bir zahmete girmiyor. Öğrendikleri bilgiyi zihinlerine hemen kaydediyor ve bir daha onunla uğraşmıyorlar. Yani biz yetişkinler gibi öğrendiklerini unutmuyorlar. Biz bilgileri de, deneyimleri de çabuk unutuyoruz. O yüzden çocuğunuza zaten bildiği bir şeyi daha ayrıntılı, daha geniş çapta anlatacağım diye uğraşmayın, yorulmayın. Çocuklar yetişkinlerin sandığı biçimde bir ‘amaç’ları olmadan da eğlenebilir ve deneyim kazanabilir. Yani her işi ‘amaca yönelik’ yapmaz ama bu da fena bir şey değildir. Amaca yönelik iş yapmak ‘öğrenilmiş’ bir şeydir.
Çocukların harika bir özelliği daha var; odaklanacakları şeyi kendileri seçiyorlar. Siz istediğiniz kadar çocuğunuzun bir anda belli bir nesneye, duruma, renge odaklanmasını isteyin; o odak nesnesini kendi seçiyor ve bu bir problemin işareti falan da değil. Çocuklar beklenmedik durumları, olayları, nesne ve kişileri yetişkinlere göre daha iyi ayırt ediyor ve bu durumun nadirliğinden haklı olarak büyüleniyor.
Meşhur deneyi bilirsiniz. Bir grup yetişkine bir video izlettiriliyor ve mesela bir tanesinde oyuncuların kaç kez paslaştıklarına dikkat etmeleri isteniyor. Cevaplar doğru ya da yanlış geliyor bir bir: 12, 20 ,18… Aslında bu deneyin amacı pas saydırmak değil tabii ki. Amaç, yetişkinlerin ne kadar da ‘söyleneni yapan ve amaca odaklanan ve bu sırada da pek çok önemli ayrıntıyı kaçıran insanlar olduklarını ispatlamak. Videoda oyuncuların arkasından goril kostümlü biri geçiyor ve yetişkinlerden başka bir şeye odaklanmaları istendiği için koskoca goril kostümlü kişiyi görmüyorlar. Yani görenlerin sayısı çok az!
Bebekleri yetişkinlerden daha zeki yapan bir başka faktör de beyindeki sinir sayısı farkı. Bebek ve çocukların beyninde yetişkinlere göre daha fazla sayıda sinir hücresi var, sadece bebekler henüz bunların hepsini kullanmayı bilmiyor. Yani en azından bizim kurallarımıza göre kullanmayı… Beyinde plan yapma, entelektüel düşünme, odaklanma, kontrol etme gibi sistemleri düzenleyen beyin korteksi 20’li yaşlara kadar tam olarak gelişmediği için ‘yetişkin gibi’ davranamayan çocuk ve gençleri ‘işe yaramaz’ buluyoruz ama kimyasal olarak düşünme şekli çok başka oluyor işte o yaşlarda.
Bebek beyni, doğası gereği keşfetmeye, öğrenmeye açıktır, bunun için vardır. Bebeklerin öğrenme süreci hızı yetişkinlerinkinden kat kat fazladır. Tıpkı bilgisayar programcılarının bilgisayarlar için dediği gibi; yeni ve boş bir program hızla öğrenir, yenilik katar kendisine, bilen programsa bunları kullanırken yeni bilgi katmaya eskisi kadar yanaşmaz, bildiklerini kullanmaya bakar. İşte insanlar da böyle: Bebekler keşfeder, yetişkinler uygular!

Oyuncak mı? Lütfen komik olmayın!
Yüzyıllardır, en büyük yanılgılarınızdan biri de çocuklara eğlensinler, öğrensinler, yetişsinler ve gelişsinler diye saçma sapan oyuncaklar almak oldu. Gittiniz, plastik bir oyuncak telefon aldınız misal, oysa onun gözü sizin arkadaşlarınızla saatlerce çene çaldığınız gerçek telefondaydı. Gözü de kulağı da sizdeydi, kendi elindekinin bir benzer, bir imitasyon olduğunu sonuna kadar fark ederek… Ve bilseydiniz gerçek telefonu şöyle bir evirip çevirdiğinde daha doğru bir deneyim ve eğlence yaşayacağını, siz de almazdınız zaten oyuncak olanını. Yani aslında çocuklar suretten değil asıldan, oyuncaktan değil gerçek eşyalardan hoşlanıyor. Sandığımız gibi puzzle’ların, zekâ küplerinin, kelime ya da sayı saymayı öğreten oyunların zekâya o kadar da büyük katkısı yok.
Çocuklar için üretilen oyuncaklar, oyunlar, DVD’ler, eğitim programları anne-babaların ‘yufka yüreğinin’ cömertliğinden beslenen birer pazar. Ve bu pazara akıtılan paralar dudak uçuklatacak düzeyde. Bunu bilip biraz uyanık olmakta fayda var. Çocuklar en çok kendi bildikleri yöntemle izlerken, gözlerken öğreniyor. Yani ona bir şey anlatmak yerine kendiniz doğru dürüst davranırsanız sizi gözlemleyen çocuğunuz iyi bir şeyler öğrenecektir.
Biliyorsunuz, mucize çocuk yetiştirme yöntemi yok. Her çocuk özel ilgi ister ama onları sıkmayın. Size tek bir önerim var: Çocukların kapasitesini artırayım diye o kadar çaba harcayacağım derken, düşürmemeye gayret edin. Onlar zaten yeterince zeki, hatta korkunç zeki; sadece onları engellemeyin, önlerine çıkmayın, kendi bildiklerinizi dayatıp onları sıradanlaştırmayın. Onların şu anda pırıl pırıl bir beyni, acayip iyi işleyen zihinleri var ve inanın sizden daha zekiler!

The NY Times’dan çeviren: Elif Türkölmez

21 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 07:55
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…
Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kisaca Ranga Guru derlermis…
Onun yetistirdigi bir ressam olan Raciçi ise artik egitimini tamamlamis ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüs ve ondan resmini degerlendirmesini istemis…
Ranga Guru ise;
– Sen artik ressam sayilirsin Racaçi.. Artik senin resmini halk degerlendirecek. diyerek resmi sehrin en kalabalik meydanina götürmesini ve en görünen yerine koymasini istemis. Yanina da kirmizi bir kalem koyarak halktan begenmedikleri yerlere çarpi koymalarini rica eden bir yazi birakmasini istemis. Raciçi denileni yapmis…
Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiginde görmüs ki, tüm resim çarpilar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüs tabii.Emegini ve yüregini koyarak yaptigi tablo kirmizidan bir duvar sanki.. Alip resmi götürmüs Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmis.
Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermis. Raciçi yeniden yapmis resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüs. Tekrar sehrin en kalabalik meydanina birakmasini istemis Ranga Guru… Ama bu defa yanina bir palet dolusu çesitli renklerde yagli boya, birkaç firça ile birlikte… Ve yanina insanlardan begenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazi ile birlikte birakmasini istemis. Raciçi denileni yapmis…

Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamis, firçalar da, boyalar da kullanilmamis. . Çok sevinmis ve kosarak Ranga Guru’ya gitmis ve resme dokunulmadigini anlatmis..

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara firsat verildiginde ne kadar acimasiz bir elestiri saganagi ile karsilasilabilecegi ni gördün… Hayatinda resim yapmamis insanlar dahi gelip senin resmini karaladi… Oysa ikinci konumda onlardan hatalarini düzeltmelerini istedin, yapici olmalarini istedin… Yapici olmak egitim gerektirir.. . Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye kalkmadi, cesaret edemedi…

Sevgili Raciçi Mesleginde usta olman yetmez, bilge de olmalisin.. Emegininin karsiligini, ne yaptigindan haberi olmayan insanlardan alamazsin…

19 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 09:20

”Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile , uyandıramazsınız. ”
Indra GHANDİ

14 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 13:15

http://www.miracık.com/ ‘dan

Suzan STRİKER ‘ın Çocuklarda Sanat Eğitimi kitabından

YARATICILIĞI ÖĞRETMENİN 10 TEMEL KURALI

1-Bir çalışmanın nasıl olması gerektiği konusunda beklentilerinizi unutup ,neyi nasıl kullanacağını çocuğunuzun kararına bırakın.

2-Asla çocuğunuzun çalışmasına el sürmeyin. Çocuğun bir resmi kendi başına ortaya koyması, sizin resme yapabileceğiniz katkıdan daha önemlidir.

3-Resimdeki tesadüfi şekilleri gerçek nesnelere benzetmeyin.

4-Çocuğa nasıl çizmesi gerektiği ni göstermeye kalkmayın, ya da onun adına gerçek resimler çizmeyin.Öğretmeye çalıştıklarınız, çocuğunuzun keşfetmesini, yaratmasını engeller nitelikte olabilir.

5-Çocuğunuza asla ‘’Bu ne ? ,Ne çiziyorsun ? ‘’ gibi sorular sormayın.Yaptığı şeyin nasıl olduğu , ne olduğundan daha önemlidir.

6-Çocuğunuza asla boyama kitapları , kolay boyalar, kalıplar, çizim makinaları gibi sanatsal yaratıcılığı engelleyen oyuncaklar almayın.

7-Çocuğunuzu resim yarışmalarına veya çocukları karşı karşıya getiren etkinliklere katılmaya yöneltmeyin.

8-Çocuğunuzu tek doğru yanıtı bulmaya değil, çözüm olabilecek pek çok alternatif üretmeye yöneltin. Gerçek yaşamda her sorunun tek bir çözümü yoktur.Sanat sorunları nasıl çözebileceklerini öğretir çocuklara.

9-Uygun olmayan yüzeylere resim çizdiği için çocuğunuzu asla azarlamayın.Ona kağıt verip ‘’Güzel , çizme isteğin kabardı anlaşılan . ‘’ deyin.

10- Bir gelişim sürecini tamamlamadan diğerine geçmeye zorlamayın.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.