mavibirbulutolsam

31 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 12:02
Bu aralar üst üste alıntı yapıyorum : )
Mail grubumuzdan bu yazıyı paylaşan Şule ŞENOL ‘ a teşekkürler.

Çocuklar sandığımızdan zeki
‘The Philosophical Baby’ (Filozof Bebek) adlı kitabın yazarı Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik’e göre çocuklar yetişkinlerin sandığından kat kat zeki. Yani anne babalar puzzle’lar, eğitim setleri, pahalı okullar, özel derslerle çocuğun zekâsını artırayım derken sadece kendini rahatlatıyor, aslında çocuğun canına okuyor .Tüm anne-babalar çocuklarını ‘daha zeki’, ‘daha bilgili’, ‘daha yetenekli’ yapmaya çalışır. En pahalı özel hocalar onların çocuklarına ders versin, en iyi okullara onların çocukları gitsin, en iyisi hep onların çocuklarının olsun isterler. En mantıklı ve serinkanlı olanlarının bile, mesele çocuk yetiştirmek olunca gözü döner. Onlar ‘Aman oğlanı şu çok ünlü ve çok pahalı okula sokalım’, ‘Kızı baleye yazdıralım’, ‘Zekâ geliştirici oyuncak, kitap, hatta mümkünse hap falan alalım’ dedikçe, insan da ‘Bir bildikleri var demek ki’ diye düşünür.
Neyse ki Amerika, Berkeley Üniversitesi’nden psikolog Alison Gopnik bir kitap yazdı da bütün bu yöntemlerin boş olduğunu, çocuğu zeki yapacak şeyin bu beyhude çabalar olmadığını, bir çocuğun en iyi okullara gitmeden, zekâ geliştirici oyuncaklarla hemhal olmadan da pekâla zeki, huzurlu, mutlu, iyi bir insan olabileceğini anlattı, içimiz rahatladı. Gopnik kısaca çocuğu ‘daha fazla’ yapacağım diye uğraşmayın, o zaten ‘fazla’ diyor. İşte Gopnik’in kitabıyla ilgili olarak, The New York Times için kaleme aldığı makale…

Nesillerdir psikologlar ve filozoflar, bebek ve çocukların rasyonel düşünceden nasiplenmemiş, mantıklı düşünme yollarından geçmemiş, egosantrik ve ‘tamamlanmamış yetişkinler’ olduklarına inandırdı bizi. John Locke, çocuk zihnini ‘boş bir yazı tahtasına’ benzetti, psikolog (Titri ‘terbiyeci’ diye geçiyor aynı zamanda) William James, çocukların dünyasını ‘Uğultulu bir keşmekeş’ diye tanımladı. Bugün gelinen noktadaysa araştırmacılar, çocukların hiç de ‘edilgen’ varlıklar olmadığını, aksine sandığımızdan daha zeki olduklarını söylüyor.
Yapılan son araştırmalar, çocukların sofistike bir düşünme ve güçlü bir öğrenme yeteneğine sahip olduklarını gösterdi. Geçen sene British Columbia Üniversitesi’nden Fei Xu ve Vashti Garcia’nın yaptığı bir araştırmada çocuklar ‘olasılık’ fikrini gayet güzel anladıklarını ispatladı. Sekiz aylık bebeklerle yapılan araştırmada, bebeklere içinde birkaç tanesi kırmızı olan beyaz pinpon topuyla dolu bir kutu gösterildi. Bir süre sonra kutunun içindeki kırmızılardan dört tanesi çıkarıldı, bebekler pinpon topu dolu kutuya daha bir dikkatli bakmaya başladı, farkı algıladı.
2007 yılında M.I.T’den Laura Schulz ve Elizabeth Baraff Bonawitz’in yaptığı araştırma da, çocukların neden-sonuç ilişkilerini anlama konusunda iyi olduklarını ortaya çıkarmıştı. Aynı yıl ben ve Tamar Kushnir, Berkeley’de bir araştırma yaptık. Bu araştırmada çocuklara ellerindeki cihazı çalıştıran sarı ve mavi butonlar verdik. Sarı olan üç defa basışta iki kez, mavi olan altı basışta iki kez çalıştırıyordu makineyi. Çocuklar bir seferde bu deneyin mantığını çözdü ve sarı butonu kullanmanın daha akıllıca olduğunu anladı.
Bu araştırmaların sonucunda üzücü olan nokta şu ki, bunları anlattığımız ebeveynler, çocuklarının kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu görüp seviniyor ama yine de onlara eskisi gibi davranıp yeteneklerini aşağı çekiyor. Sürekli bebeklerini daha zeki yapacağına inandıkları oyuncaklara, oyunlara, para tuzağı eğitim programlarına başvuruyor, bildikleri yöntemlerden şaşmayıp çocuğun ‘boş’ sandıkları zihnini tıka basa doldurmaya çalışıyorlar.

Odaklanmaları gerektiğini kim söyledi?
Anne-babalar çocuklarının öğrenme güçlüğü çekmesinin nedeni olarak, odaklanma sorununu ortaya koyar. Uzmanlarsa şimdi tek kaşlarını havaya kaldırıp şu soruyu soruyor bu çokbilmiş anne-babalara: Kim demiş çocukların odaklanması gerekiyor diye? Bu, yetişkinlerin derdi. Çocuklar odaklanmadan da öğrenebilir, anlayabilir, alacağını alır, posa bilgiyi de reddeder. Bu şahane değil mi?
Ayrıca yapılan son araştırmalar gösteriyor ki, çocuklara öğrenme yöntemi öğreteceğim derken aslında onların gözünde komik duruma düşüyoruz. Bir kere çocuklar öğrendikleri bir şeyi tekrar öğrenmek gibi bir zahmete girmiyor. Öğrendikleri bilgiyi zihinlerine hemen kaydediyor ve bir daha onunla uğraşmıyorlar. Yani biz yetişkinler gibi öğrendiklerini unutmuyorlar. Biz bilgileri de, deneyimleri de çabuk unutuyoruz. O yüzden çocuğunuza zaten bildiği bir şeyi daha ayrıntılı, daha geniş çapta anlatacağım diye uğraşmayın, yorulmayın. Çocuklar yetişkinlerin sandığı biçimde bir ‘amaç’ları olmadan da eğlenebilir ve deneyim kazanabilir. Yani her işi ‘amaca yönelik’ yapmaz ama bu da fena bir şey değildir. Amaca yönelik iş yapmak ‘öğrenilmiş’ bir şeydir.
Çocukların harika bir özelliği daha var; odaklanacakları şeyi kendileri seçiyorlar. Siz istediğiniz kadar çocuğunuzun bir anda belli bir nesneye, duruma, renge odaklanmasını isteyin; o odak nesnesini kendi seçiyor ve bu bir problemin işareti falan da değil. Çocuklar beklenmedik durumları, olayları, nesne ve kişileri yetişkinlere göre daha iyi ayırt ediyor ve bu durumun nadirliğinden haklı olarak büyüleniyor.
Meşhur deneyi bilirsiniz. Bir grup yetişkine bir video izlettiriliyor ve mesela bir tanesinde oyuncuların kaç kez paslaştıklarına dikkat etmeleri isteniyor. Cevaplar doğru ya da yanlış geliyor bir bir: 12, 20 ,18… Aslında bu deneyin amacı pas saydırmak değil tabii ki. Amaç, yetişkinlerin ne kadar da ‘söyleneni yapan ve amaca odaklanan ve bu sırada da pek çok önemli ayrıntıyı kaçıran insanlar olduklarını ispatlamak. Videoda oyuncuların arkasından goril kostümlü biri geçiyor ve yetişkinlerden başka bir şeye odaklanmaları istendiği için koskoca goril kostümlü kişiyi görmüyorlar. Yani görenlerin sayısı çok az!
Bebekleri yetişkinlerden daha zeki yapan bir başka faktör de beyindeki sinir sayısı farkı. Bebek ve çocukların beyninde yetişkinlere göre daha fazla sayıda sinir hücresi var, sadece bebekler henüz bunların hepsini kullanmayı bilmiyor. Yani en azından bizim kurallarımıza göre kullanmayı… Beyinde plan yapma, entelektüel düşünme, odaklanma, kontrol etme gibi sistemleri düzenleyen beyin korteksi 20’li yaşlara kadar tam olarak gelişmediği için ‘yetişkin gibi’ davranamayan çocuk ve gençleri ‘işe yaramaz’ buluyoruz ama kimyasal olarak düşünme şekli çok başka oluyor işte o yaşlarda.
Bebek beyni, doğası gereği keşfetmeye, öğrenmeye açıktır, bunun için vardır. Bebeklerin öğrenme süreci hızı yetişkinlerinkinden kat kat fazladır. Tıpkı bilgisayar programcılarının bilgisayarlar için dediği gibi; yeni ve boş bir program hızla öğrenir, yenilik katar kendisine, bilen programsa bunları kullanırken yeni bilgi katmaya eskisi kadar yanaşmaz, bildiklerini kullanmaya bakar. İşte insanlar da böyle: Bebekler keşfeder, yetişkinler uygular!

Oyuncak mı? Lütfen komik olmayın!
Yüzyıllardır, en büyük yanılgılarınızdan biri de çocuklara eğlensinler, öğrensinler, yetişsinler ve gelişsinler diye saçma sapan oyuncaklar almak oldu. Gittiniz, plastik bir oyuncak telefon aldınız misal, oysa onun gözü sizin arkadaşlarınızla saatlerce çene çaldığınız gerçek telefondaydı. Gözü de kulağı da sizdeydi, kendi elindekinin bir benzer, bir imitasyon olduğunu sonuna kadar fark ederek… Ve bilseydiniz gerçek telefonu şöyle bir evirip çevirdiğinde daha doğru bir deneyim ve eğlence yaşayacağını, siz de almazdınız zaten oyuncak olanını. Yani aslında çocuklar suretten değil asıldan, oyuncaktan değil gerçek eşyalardan hoşlanıyor. Sandığımız gibi puzzle’ların, zekâ küplerinin, kelime ya da sayı saymayı öğreten oyunların zekâya o kadar da büyük katkısı yok.
Çocuklar için üretilen oyuncaklar, oyunlar, DVD’ler, eğitim programları anne-babaların ‘yufka yüreğinin’ cömertliğinden beslenen birer pazar. Ve bu pazara akıtılan paralar dudak uçuklatacak düzeyde. Bunu bilip biraz uyanık olmakta fayda var. Çocuklar en çok kendi bildikleri yöntemle izlerken, gözlerken öğreniyor. Yani ona bir şey anlatmak yerine kendiniz doğru dürüst davranırsanız sizi gözlemleyen çocuğunuz iyi bir şeyler öğrenecektir.
Biliyorsunuz, mucize çocuk yetiştirme yöntemi yok. Her çocuk özel ilgi ister ama onları sıkmayın. Size tek bir önerim var: Çocukların kapasitesini artırayım diye o kadar çaba harcayacağım derken, düşürmemeye gayret edin. Onlar zaten yeterince zeki, hatta korkunç zeki; sadece onları engellemeyin, önlerine çıkmayın, kendi bildiklerinizi dayatıp onları sıradanlaştırmayın. Onların şu anda pırıl pırıl bir beyni, acayip iyi işleyen zihinleri var ve inanın sizden daha zekiler!

The NY Times’dan çeviren: Elif Türkölmez

Reklamlar

21 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 07:55
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…
Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kisaca Ranga Guru derlermis…
Onun yetistirdigi bir ressam olan Raciçi ise artik egitimini tamamlamis ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüs ve ondan resmini degerlendirmesini istemis…
Ranga Guru ise;
– Sen artik ressam sayilirsin Racaçi.. Artik senin resmini halk degerlendirecek. diyerek resmi sehrin en kalabalik meydanina götürmesini ve en görünen yerine koymasini istemis. Yanina da kirmizi bir kalem koyarak halktan begenmedikleri yerlere çarpi koymalarini rica eden bir yazi birakmasini istemis. Raciçi denileni yapmis…
Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiginde görmüs ki, tüm resim çarpilar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüs tabii.Emegini ve yüregini koyarak yaptigi tablo kirmizidan bir duvar sanki.. Alip resmi götürmüs Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmis.
Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermis. Raciçi yeniden yapmis resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüs. Tekrar sehrin en kalabalik meydanina birakmasini istemis Ranga Guru… Ama bu defa yanina bir palet dolusu çesitli renklerde yagli boya, birkaç firça ile birlikte… Ve yanina insanlardan begenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazi ile birlikte birakmasini istemis. Raciçi denileni yapmis…

Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamis, firçalar da, boyalar da kullanilmamis. . Çok sevinmis ve kosarak Ranga Guru’ya gitmis ve resme dokunulmadigini anlatmis..

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara firsat verildiginde ne kadar acimasiz bir elestiri saganagi ile karsilasilabilecegi ni gördün… Hayatinda resim yapmamis insanlar dahi gelip senin resmini karaladi… Oysa ikinci konumda onlardan hatalarini düzeltmelerini istedin, yapici olmalarini istedin… Yapici olmak egitim gerektirir.. . Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye kalkmadi, cesaret edemedi…

Sevgili Raciçi Mesleginde usta olman yetmez, bilge de olmalisin.. Emegininin karsiligini, ne yaptigindan haberi olmayan insanlardan alamazsin…

19 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 09:20

”Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile , uyandıramazsınız. ”
Indra GHANDİ

14 Ocak 2011

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 13:15

http://www.miracık.com/ ‘dan

Suzan STRİKER ‘ın Çocuklarda Sanat Eğitimi kitabından

YARATICILIĞI ÖĞRETMENİN 10 TEMEL KURALI

1-Bir çalışmanın nasıl olması gerektiği konusunda beklentilerinizi unutup ,neyi nasıl kullanacağını çocuğunuzun kararına bırakın.

2-Asla çocuğunuzun çalışmasına el sürmeyin. Çocuğun bir resmi kendi başına ortaya koyması, sizin resme yapabileceğiniz katkıdan daha önemlidir.

3-Resimdeki tesadüfi şekilleri gerçek nesnelere benzetmeyin.

4-Çocuğa nasıl çizmesi gerektiği ni göstermeye kalkmayın, ya da onun adına gerçek resimler çizmeyin.Öğretmeye çalıştıklarınız, çocuğunuzun keşfetmesini, yaratmasını engeller nitelikte olabilir.

5-Çocuğunuza asla ‘’Bu ne ? ,Ne çiziyorsun ? ‘’ gibi sorular sormayın.Yaptığı şeyin nasıl olduğu , ne olduğundan daha önemlidir.

6-Çocuğunuza asla boyama kitapları , kolay boyalar, kalıplar, çizim makinaları gibi sanatsal yaratıcılığı engelleyen oyuncaklar almayın.

7-Çocuğunuzu resim yarışmalarına veya çocukları karşı karşıya getiren etkinliklere katılmaya yöneltmeyin.

8-Çocuğunuzu tek doğru yanıtı bulmaya değil, çözüm olabilecek pek çok alternatif üretmeye yöneltin. Gerçek yaşamda her sorunun tek bir çözümü yoktur.Sanat sorunları nasıl çözebileceklerini öğretir çocuklara.

9-Uygun olmayan yüzeylere resim çizdiği için çocuğunuzu asla azarlamayın.Ona kağıt verip ‘’Güzel , çizme isteğin kabardı anlaşılan . ‘’ deyin.

10- Bir gelişim sürecini tamamlamadan diğerine geçmeye zorlamayın.

11 Eylül 2009

Waldorf Eğitimi ( Tarhan ONUR )

Filed under: Alternatif Eğitim,Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 07:31

http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani/browse_thread/thread/2a3bf2b135cf2458?pli=1

Çok uzun bir yazı , bazı bölümlerini ekliyorum.

Steiner’e göre, dik duruş, devinim ve yürüyüşteki bireysellik, dil ve kendini ifade, bakışlar ve son olarak da düşünme, duyumsama ve irade asla bedenselliğin bir sonucu değildir, tersine sürekli kendisini bedensellikte gerçekleştiren bir ruhsal-tinsel varlığın dışavurumlarıdır.

0-6 yaş grubundaki çocuk, Rudolf Steiner’e görebaştan sona bir duyu organıdır. Özellikle ilk üç yılda tıpkı diğermemelilerde olduğu gibi, çocuğun fizik organlarının gelişerek içinedoğduğu ortama uyum sağlaması, başlıca taklit ve örnek alma yoluyla gerçekleşir.İlk aylarda anne şefkat ve gülümsemeyle üzerineeğildiğinde, çocuk da zamanla gülümsemeyle karşılık verir. Fizikselortamda olup biten ne varsa, hepsini taklit eder ve bu sırada fizikselorganları yapılanır ve gerekli, kalıcı insani biçimlere yönlendirilmişolur. Zaten eski beyin içgüdüsel olarak kolları ve bacakları süreklihareketli kılar. Hareketler sinir sisteminin gelişmesini sağlar. Bu dönemde gelişme, içten gelen bu güdülerle dıştan gelen içeriklerinkarşılıklı etkileşimi sayesinde gerçekleşir. Algılananlar yeni beynekaydedilir ve edinilen fiziksel, duyusal izlenimler hemen taklit yoluyla denenir. Steiner, “çocukken duyu izlenimleri soluk almak gibidir, soluk vermeye denk düşen edim ise taklittir” der. Yürümeyide, konuşmayı da taklit yoluyla öğrenir. Önünde ayakta dimdik duran veuzamda ileri doğru hareket eden örnekler olmazsa, çocuğun yürümeyidahi öğrenemediği, geçen yüzyılda Uzak Doğu’da bulunan kurtların
yetiştirdiği çocuklar sayesinde kanıtlanmıştır.

İlk yıllarda her şey oyun, her nesne oyuncaktır. Bu dönemde çocuğunbeyni uygun oyuncaklarla uyarıldığında, fantezisi harekete geçirilir.Fanteziyi beslemenin yolu, çocuğun eline bitmiş, her şeyiyle dört dörtlük oyuncaklar vermemektir. Bir çapıt parçasının bağlanarak ya da düğümlenerek baş, kol ve bacaklardan ibaret bir bedenedönüştürülmesiyle ortaya çıkan bir bebek, ağlayan, konuşan, yürüyenbir bebekten çok daha elverişlidir. İnsana ait gözlemlediği her şeyi çocuk düş gücüyle çapıt bebeğe ekler. Bu tıpkı uygun hareket alıştırmalarıyla elin kaslarının gelişmesine benzer, çocuk çapıt parçasını düş gücünü kullanarak insana benzer hale getirecektamamlayıcı çalışmayı yaptıkça beyni de gelişecektir. Oysa hazır bebekkarşısında beyne yapacak iş kalmaz. Yine kuklalar, iplerle hareketettirilen canlılar ya da sağa sola çekilerek olay örgüsündeğiştirmeye izin veren masal kitapları düş gücü ve beynin biçimlenmesi için yararlıdır.

Baştan sona duyu organı olan çocuk, çevresindeki sevinç, öfke, nefret,aşk gibi duyguları ve sevecen, kaba ya da ince davranışları bütünüyle titreşimler halinde algılar ve taklit eder. Oyunlarında bu duygu ve davranışların izlenimlerini ve yorumlanmasını gözlemleyebiliriz.Sevinç ve coşkular sıcak duygulardır ve çocuğun gelişimine yardımcıolur. Gıdalarla beslenme kadar bu tür sıcak duygularla beslenme de çokönemlidir. Yaşadığı ortamda böyle taklit edebileceği sağlıklı örnekler ve davranışlar sergilenmelidir. Demek ki prensipte, çocuğun yanındataklit etmesini istemediğimiz hiçbir hareket ve davranıştabulunmamalıdır. İnsan kendisi, çocuğa yapma diyeceği hiçbir şeyi yapmamalı ve hiçbir sözü sarf etmemelidir.

Konuşma da taklit yoluyla ve duymayla öğrenildiğinden, çocuklakonuşurken düzgün ve doğru bir dille konuşmalıdır. Çocukla birlikte söylenen şarkılar, güzel ritmik izlenimler bırakmalıdır. Şarkının anlamı değil, ritmi, melodisi önemlidir. Gözüne ve kulağına gelen her şey canlandırıcı olmalıdır. Ayrıca ritmik hareketler ve danslar organ biçimlendirici kuvvete sahiptir. Oyunla karışık ve düş gücünü faaliyete geçiren öyküsü olan dans hareketleri sırasındaki duygusal- bedensel coşkulu katılım, organizmayı ısıtır. Öğrenme süreciyle bu bakımdan sindirim arasında bir benzerlik vardır. Öğrenilenlerin sindirilmesiyle bellek oluşur. Öte yandan bedensel hareketlerde karşılaşılan en ufak zorlamanın bile üstesinden gelmek, irade eğitimine yarar. Öğrenme sürecinin başlıca bir haz alma süreci olması bedensel faaliyet sırasında beyinde üretilen kimyasalların yardımıyla kolaylaştırılır.

O nedenle çocuk büyülü yıllar denen bu ilk yedi yıl içinde daha sonra öğrenmeyeceği kadar çok şey öğrenir ve kalıcı dişlerin çıkmasıyla,buna paralel olarak taklit ve oyun sayesinde algılama, deneme,uygulama, ama aynı zamanda değiştirme ve dönüştürme yeteneklerini geliştirerek sonunda toplumsal bir varlığa dönüşür. Korunmalı aile ortamından çıkıp okula gitme zamanı gelir. Artık ikinci doğumu da gerçekleşmiş olur.

Öğretmek için insanın üç varlığı beden, ruh, tin dikkate alınmalı diyen Steiner, sevgi dolu birebir ilişkinin önemini vurguluyor..

Eğitmenin varlığı, hareketleri, davranışı, olaylar karşısındaki tutumu, konuşması, güleryüzü, neşesi, iyimserliği önemli örnek oluşturur. O bilgisiyle değil, çocuk için kim olduğuyla, nasıl
olduğuyla örnektir. Bu nedenle kendisini sürekli eğitir.

04 Eylül 2009

Alıntı

Filed under: Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 07:59

http://icimdengeldigigibii.blogspot.com ‘ dan alıntıdır.

Brigitte BARDOT

“Gençlik, insanın başına hayatta bir kere gelir.” LONGFELLOW

Bir kere gelir biliyorum ama hayat işte elimizde olmadan bizi farklı yerlere sürüklüyor ve su gibi akıp gidiyor. Daha dün 18 ‘ dim.Ne hayallerim vardı : (( Bugün 28 ‘ im.O zamanki hayallerimi gerçekleştirebilseydim bugün farklı hayallerim olurdu.Şimdi ise çok farklı.Gençliğimin en güzel yılları Doğankent’ te geçti , geçiyor.Abartmak gibi olmasın ama üstüme ölü toprağı serpilmiş gibi.Burada hayat yok.

ANNELİK SANATI ( Maria MONTESSORİ )

Filed under: Alternatif Eğitim,Alıntılar,kitap — by mavibirbulutolsam @ 07:32

Annelerin , Babaların Görevi

Anne ve baba ,çocuğun yaratıcısı veya yapıcısı değil, vasisidir.Onlara düşen , çocuğu korumak ve bu kutsal emanete ihanet etmemektir.Doğanın gönüllerine dikip aşıladığı sevgiyi arıtmalı , bu sevginin bencillikle , kayıtsızlıkla körletilmeyecek kadar değerli ve temelli bir duygunun belirtisi olduğunu anlamalıdırlar.Anne babalar , dünyada çocuk haklarının tanınması uğruna girişilecek büyük sosyal mücadelede yerlerini almalıdırlar.Öteden beri insan haklarından ve yeni yeni de işçi haklarından söz edlmektedir.Artık çocuğun sosyal haklarının da gündeme alınması zamanı gelmiştir.İşçi haklarının tanınması , toplum için bir ölüm kalım sorunudur,çünkü insanlık işçi emeği sayesinde ayakta durmaktadır.Ama işçi , emeğiyle yaşamamız için gerekli metaları nasıl üretiyor ve yaratıyorsa , çocuk da onlardan çok daha önemli bir şeyi , insanlığın kendisini üretmekte , yaratmaktadır. İşçi haklarının tanınması , toplumda nasıl dengesizlik ve haksızlıkların ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaksa, çocuk haklarının tanınması da, insanlık için en az o derece önemli bir devrimdir.
Büyükler, çocuk haklarını şimdiye kadar terketmiş olmalarının vebalini yüreklerinde duymalı , çocuğun gerçek doğasını , gerçek değerini ve gerçek gücünü anlamaya bakmalıdır.
Anne ve babalara düşen büyük bir görev vardır. Aralarında birşleşerek , birlikte çalışarak çocukları kurtarmalı, çocukları kurtararak da insanlığın geleceğini kurtarmalıdırlar.Onları yalnız toplum değil , aynı zamanda doğa da göreve çağırmaktadır.

01 Eylül 2009

Şiir

Filed under: Alternatif Eğitim,Alıntılar — by mavibirbulutolsam @ 11:46

İmkansız. 100 İşte Orada!

Bir çocuk 100den ibarettir
Bir çocuğun 100 lisanı
100 eli
100 fikri
100 düşünme şekli
oynama şekli ve konuşma şekli vardır
100 her zaman 100
dinleme şekli
sevme şeklidir
şarki söylemek ve anlamak için
keşfetmek için
100 zevk
100 dünya
icat etmek için
hayali kurulacak 100 dünya.
Bir çocuğun 100 lisani vardır
( ve yüzlerce yüzlerce dahası )
ama 99unu çalıyorlar.
Okul ve bu kültür,
kafayla vücudu ayırıyor.
Onlar cocuğa:
elleri olmadan düşünmesini,
kafasi olmadan yapmasını,
zevk almadan anlamasını
sadece yılbaşlarında ve bayramlarda
sevip şükretmesini söylüyorlar.
Onlar çocuğa:
zaten orada olan bir dünyayı keşfetmesini söylüyorlar
ve geri kalan 99unu çalıyorlar.
Onlar çocuğa:
iş ve oyunun
gerçek ve fantezinin
bilim ve hayal etmenin
yerin ve göğün
sebep ve rüyanın
birbirine ait olmadığını söylüyorlar.

Ve onlar çocuğa
100ün orada olmadığını söylüyorlar.
Çocuk onlara:
İmkansız. 100 işte orada! diyor.

Reggio Emilia’nın kurucusu Loris Malaguzzi ‘nin şiiri

25 Ağustos 2009

Çocuk Eğitimi Sanatı ( Emel Çakıroğlu Wilbrandt )

Filed under: Alternatif Eğitim,Alıntılar,kitap — by mavibirbulutolsam @ 05:45
Eğitimin başlıca görevi, çocuğa bağımsız olmayı sağlayacak her şeyi bulabileceği gelişimini destekleyen en uygun çevreyi hazırlamaktır.Ve bu Montessori ‘ye göre ancak çocuğun gelişimine uygun olunca gerçekleşebilir, yani eğitimci hangi iç güçlerin ve becerilerin ne zaman geliştiğini ve çocuğun o anda bulunduğu gelişim basmağında nelere gerek duyduğunu biliyorsa amacına ulaşabilir.Çünkü çocuktan ne yapabileceğinin fazlası, ne de azı beklenmelidir.Montessori, çocuğun içinde bulunduğu gelişim durumunun gerektirdikleri verilmediğinde , yetersiz zihinsel beslenmeden söz eder.
Montessori ‘ye göre , çocuğun gelişiminde kişiliğinin bölünmez bir bütünü olarak yetişkinden bağımsızlaşmaya çalışan ” doğuştan gelen bir aktivite” etkilidir.Yani gelişimin hedefi ve böylelikle de doğumdan başlayan eğitimin amacı ve görevi , yetişkinden bağımsızlaşmaktır.
Anlık aktivite kendi başına iş yapma istediğinde kendisini göstermekte ve çocuğu ”insanın mimarı ” yapmaktadır.Buna göre , çocuk daha doğumda bile yalnızca biyolojik bir organizma değil, özellikle ” zihinsel bir organizma ” dır; çevresine uyum sağlamaya ve onu sahiplenmeye ve böylelikle de bu çevre içinde bağımsız bir yaşam sürebilen insanı inşa etmeye çalışmaktadır.

Öğretmeni ; boş bir kaseyi bilgilerle dolduracak kişi olmaktan çıkararak , hazırlanmış bir çevrede ; kendini oluşturma yolundaki çocuğun yolundaki engelleri ayıklamakla , çocuğun; kendim yapabilmem için bana yardım et isteğini yerine getirmekle görevli kılmış.

23 Temmuz 2009

Montessori Eğitim Sistemi

Filed under: Alternatif Eğitim,Alıntılar,kitap — by mavibirbulutolsam @ 06:25

Montessori Eğitim Sisteminin Temel İlkeleri.
Bu ilkeler , eğitim sisteminin daha sonra geçirdiği gelişimlerde geçerliliğini yitirmemiştir.Sistemin belkemiğidir.

Çocuğun hoşlandıkları:

Alıştırmanın tekrarı
Özgür seçim
Hata deneyimi
Hareketlerin çözümlenmesi
Sezsizlik alıştırması
Sosyal ilişkilerde düzgün davranış
Çevrede düzen
Kişisel temizliğe özen
Duyuların eğitimi
Okumadan ayrı yazma
Okumadan önce yazma
Kitapsız okuma
Özgür faaliyetli disiplin

Çocuğun geri çevirdikleri:

Ödüller ve cezalar
İmla kılavuzları
Programlar ve sınavlar
Oyuncaklar ve şekerlemeler
Öğretmen masası
Toplu dersler (Sadece özel sorun ve faaliyetlere giriş olarak verilir)

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.